+A A-

Kronik ağrı ortada belirli bir yaralanma veya hastalık olmadan da başlayabilir

8 Eylül “ Dünya Fizyoterapi Günü” olarak kutlandı. Dünya Fizyoterapi Konfederasyonu 1996 yılında, konfederasyonun resmi olarak ilk toplantı günü olan 8 Eylül’ü Dünya Fizyoterapi Günü olarak kabul etmiştir. Dünya Fizyoterapi Konfederasyonunun 2019 yılı için özel mesajı “ Kronik Ağrıların Kontrolü”. Kaynağı ne olursa olsun ağrının, hayatımızın vazgeçilmez sorunlarından biri olduğunu açıklayan Medicana İnternational Ankara Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Uzm. Dr. Ayşegül Demirci Çoban, ağrının, her insanın hayatında mutlaka karşılaştığı bir deneyim olduğunu ve vücudun herhangi bir yerinden kaynaklanan, organik bir nedene bağlı olan veya olmayan, insanın geçmişteki tüm deneyimlerini kapsayan, hoş olmayan bir duyu olarak tanımlandığını açıkladı.


Kronik ağrı

Medicana International Ankara Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Uzm. Dr. Ayşegül Demirci Çoban, Günümüzde tıp bilimi ağrıyı akut ağrı ve kronik ağrı olarak ikiye ayırıldığını vurgulayarak, “Akut ağrı bir belirtidir. Vücudumuzun doku hasarına verdiği doğal bir tepki, bir alarm halidir. Küçük bir kesik, bir eklem zorlanması, bir iltihapta ortaya çıkan ve bizi doktora götüren ağrıdır. Hasarlı dokulardan beynimize ağrı mesajları gönderilir. Doku iyileştiğinde mesajlar ortadan kalkar ve ağrı kaybolur. Kronik ağrı ise bir belirti değil, kendisi bir hastalıktır. Ağrı kaynağı olan durum ortadan kalkmasına rağmen ağrı mesajları beyne gönderilmeye devam eder. Beyinde devamlı bir ağrı algısı, kendine ait bir alan oluşturur. Tedaviye rağmen 12 haftadan uzun süren ağrılara kronik ağrı denir. Ağrı şiddeti ve tipi değişkenlik gösterir. Yanma, uyuşma, basınç hissi eşlik edebilir. Vücudun her yerinde görülebilir. Sıklığı ve süresi değişebilir. Hem fiziksel hem psikolojik olarak bedeni etkiler ve günlük hayatı zorlaştırır. Hareket kabiliyeti, esneklik, güç ve dayanıklılık azalır. Bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olur. Uyku bozuklukları görülür. İş gücü kaybı, üretkenlikte azalmaya yol açar. Sosyal ilişkilerde bozulma, kaygı ve depresyona sebep olur.  Bir kısır döngü yaratarak depresyon ağrıyı, ağrı depresyonu arttırabilir. Tedavisi zor ve uzundur. Genellikle tek bir tedavi yöntemine cevap vermez.” dedi.

En sık görülen kronik ağrıların bel ve boyun ağrıları olduğunu açıklayan Dr. Demirçi Çoban, Migren ve diğer tipteki baş ağrıları, eklem hastalıkları,  sinir hasarları,  enfeksiyonlar, romatizmal hastalıklar, kanser, kronik hastalıklar, fibromiyalji kronik ağrı sebebi olabileceğininin altını çizdi.

Kronik ağrı ortada belirli bir yaralanma veya hastalık olmadan da başlayabilir.

Kronik ağrıya yatkınlığa yol açan risk faktörleri arasında sigara, alkol, obezite, fiziksel aktivite azlığı, uyku bozuklukları, sağlıksız beslenme-vitamin D eksikliği, eşlik eden kronik hastalıklar, stres-ruhsal bozuklukların yer aldığını söyleyen Dr. Demirci Çoban, “Böylesine karmaşık bir mekanizma ile ortaya çıkan ve pek çok faktörün  rol oynadığı kronik ağrının tedavisi de karmaşıktır.  Ağrının süresi, geçmişi uzadıkça beyinde yarattığı değişiklikleri geri çevirmek zorlaşır. Ağrı kronikleşmeden erken dönemde etkin ağrı tedavisi yapılması en doğru yaklaşımdır. Kronik ağırıyla mücadelede kişiye ve duruma özel tedavi planlanmalıdır. Doğru ağrı kesici ilaç tedavisi ile yüksek oranda başarı sağlanabileceği araştırmalarla kanıtlanmıştır. İlaç tedavisini destekleyen uygulamalar tedavinin başarı şansını arttırmaktadır. Fiziksel tıp yöntemleri  -TENS, biofeedback, masaj, germe- gevşeme teknikleri, aerobik egzersizler; girişimsel ağrı tedavisi yöntemleri-sinir blokajları, ağrılı nokta enjeksiyonları; zihin&beden yaklaşımları-meditasyon, yoga etkinliği kanıtlanmış tedavilerdir. Ağrıyla yaşamayı kabullenmemek ve mücadeleyi seçmek kişinin elindedir. Daha mutlu ve kaliteli bir hayat için sizinle mücadele edecek uzman bir ekip her zaman vardır.”dedi.

Son Güncelleme: 11.09.2019 Medicana